23 Aralık 2009 Çarşamba

Domuz Gribi H1N1 aşısının diğer aşılardan farkılımı?

Domuz Gribi H1N1 aşısının diğer aşılardan farkı var mı?

Domuz gribi salgınına karşı üretilen H1N1 aşısının, mevsimsel grip aşılarından farklı olmadığı belirtildi.



Dünya genelinde etkili olan domuz gribi salgınına karşı üretilen ve içindeki maddeler nedeniyle tartışmalara neden olan H1N1 aşısının, mevsimsel grip aşılarından farklı olmadığı öne sürüldü.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Akalın, grip aşısı yaptırmanın, bu hastalığın ve neden olduğu diğer komplikasyonların önlenmesi için en etkili yol olduğunu söyledi. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi de olan Akalın, İnfluenza (grip) aşılarının, ''inaktif aşılar (canlı virüs içermeyen)'' ve ''canlı virüs içeren aşılar'' olmak üzere 2 tip olduğunu, ayrıca aşıların, içinde ''Adjuvan'' bulunup bulunmamasına göre de iki gruba ayrıldığını belirterek, şöyle devam etti:

''Canlı virüs içeren aşılar içinde hastalık yapıcı etkisi oldukça azaltılmış az miktarda virüs bulunur ve bu aşılar burundan püskürtülerek uygulanır. İnaktif aşılar içinde ise virüsün hemaglütinin adı verilen bir parçası bulunur. Hemaglütinin virüsün solunum yollarına tutunmasını sağlayan yapıdır. Virüs solunum yollarına tutunamazsa hastalık oluşturamaz. Virüs cansız hale getirildikten sonra bu hemaglütinin yapısı alınarak aşı için (antijen olarak) kullanılır. Bu aşının uygulanmasından 7-10 gün sonra bağışıklık sistemimiz hemaglütinine karşı koruyucu proteinler (antikor) oluşturur. Bu koruyucu proteinler hemaglütinine bağlanarak solunum yolu hücrelerine virüsün tutunmasını engellerler ve böylece hastalıktan korunuruz.''

AŞILARA ADJUVAN NEDEN KONUYOR?
Prof. Dr. Akalın, tüm dünyayı etkileyen bir salgınla karşı karşıya olunduğu ve çok fazla kişiyi aşılamak gerektiği için daha az ''hemaglütinin'' kullanarak antikorun yeterli miktarda ve uzun süreli olmasını sağlamak amacıyla aşıların içine ayrıca adjuvan konulduğunu dile getirdi. Adjuvanın aşının içindeki görevinin, hemaglütinine karşı daha uzun süreli ve yeterli miktarda antikor yapımının sağlanması olduğunu anlatan Akalın, uzun yıllardan beri aşıların içinde adjuvan kullanıldığını vurguladı.

En sık kullanılan adjuvanların ''Alüminyum fosfat'' ve ''Squalene'' olduğuna işaret eden Akalın, ''Avrupa'da üretilen ve uygulanan aşıların çoğu bu adjuvanlardan birini içermektedir. Ülkemizde kullandığımız A gribi (H1N1) aşılarının içinde de adjuvan olarak 'Squalene' bulunmaktadır. Daha önce yaklaşık 40 milyon kişiye uygulanmış olan mevsimsel grip aşılarında da bu adjuvan kullanılmış ve önemli bir yan etki bildirilmemiştir'' diye konuştu.

Akalın, çocukluk döneminde uygulanan bazı aşıların içinde de adjuvan olarak alüminyum fosfatın kullanıldığına dikkati çekerek, şunları söyledi:

''H1N1 aşısının içinde bulunan 'thiomersal' adlı koruyucu madde de genel olarak aşılarda koruyucu olarak bulunur. İnsana hiç bir zararının olmadığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Yalnız bu aşıda değil birçok virüs aşısında koruyucu madde olarak uzun yıllardan beri kullanılmaktadır.''

Domuz gribi aşısı da GDO bulundu

Domuz gribi aşısı da GDO bulundu

Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akçelik, domuz gribi aşısının genetiği değiştirilmiş organizma olduğunu belirterek, "Düşük risk grubuna giren bu tür GDO'lu ürünlerin kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların da ne olacağı bilinmiyor" dedi.



KÜLTURÇEV tarafından "GDO'muz" başlığı altında düzenlenen panelde konuşan Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Akçelik, GDO'lu ürünlerin yüksek risk içeren ve düşük risk içeren adı altında iki gruba ayrıldığını, gıda ve tarımsal ürünlerin yüksek risk içeren grupta bulunduğunu belirtti. Ağırlıklı olarak da bu grubun kamuoyunun gündeminde tutulduğunu fakat düşük risk adı altında toplanan ve risk olduğu kabul edilmeyen grupta ise alkoller, renklendiriciler, aromalar, antibiyotikler, insilin birçok ilaç, peynir ve yoğurt mayalarının genetik olarak düzenlenmiş organizmaları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akçelik, "Üretilen ilaçların yüzde 80'i genetiği düzenlenmiş organizmalardan üretilmekte. Ayrıca domuz gribi aşısı da genetiği düzenlenmiş organizma. Düşük risk taşıyan grupta bulunanların kullanımı sonucunda ortaya çıkacak sonuçların ne olacağı da bilinmiyor" dedi.

Dünyayı doyuracak kadar gıdanın fazlasıyla mevcut olduğunu ancak adil olmayan dağıtım yüzünden açlık sorunun yaşandığını belirten Prof. Dr. Akçelik şöyle devam etti:

"Evrimin ana teorisi, aynı zamanda, aynı mekanda canlıların birlikte verimleşmesidir. Oysa genetiği değiştirilmiş organizmalar bir milyon yılda yapacakları evrimi birkaç ayda yapmaktadır, bu da evrim üzerimde olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İnsanını genetik yapısı da kök hücre çalışmalarıyla bozulmaktadır. Tüm canlıların birlikte evrim geçirmesi zaruridir."

Kaynak : ANKA haber ajansı

Burun estetiğinde izsiz kıkırdak uygulaması

Burun estetiğinde izsiz kıkırdak uygulaması

Tek operasyonda başarı sağlayan 'İzsiz Kıkırdak Tespiti', başarısız ameliyat sonrası burun ucunun düşmesi veya burundaki orantısızlık şikayetlerine çözüm getiriyor.



Marmara Üniversitesi (MÜ) Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Tezel tarafından burun estetiği konusunda geliştirilen ve uluslararası literatürde yer bulan ''İzsiz Kıkırdak Tespiti'' yöntemi, burun ucunun düşmesi ya da burun ucuyla bütünü arasında orantısızlık şikayetlerine çözüm oluyor.

Tezel, estetik operasyonlar içerisinde en sık burun ameliyatlarının yapıldığını söyledi. Burun ameliyatlarında uygulanan yeni teknikler sayesinde son derece doğal sonuçlar alınabildiğini belirten Tezel, kimi zaman ameliyat olmuş bir burnun çirkin görünebildiğini bildirdi. Tezel, operasyon sonrasında hastanın memnun kalmamasının çeşitli nedenleri olduğunu belirterek, ''Burun kemiğinin fazla oyulmuş olması, burun ucunun düşmesi ya da çok kalkık olması, burun deliklerinin içinin gözükmesi, burnun çok kısa veya yüze göre uzun olması, burun kemiğinin ve ucunun iki ayrı bölüm gibi durması belirgin hatalardır. Buna ek olarak burnun yüzle uyumsuz olması veya küçük detaylar nedeniyle burnun ameliyat edildiğinin belli olması da başarısız burun ameliyatı olarak nitelendirilmektedir'' dedi.

İKİNCİ OPERASYONLARDA İZSİZ KIKIRDAK
Erdem Tezel, ikinci bir operasyonun bu sorular içerisinde en sık burnun ucunun düşmesi veya burnun ucuyla bütünü arasında oransızlık nedeniyle yapıldığını ifade etti. Kendi geliştirdiği ve dünyanın en prestijli dergilerinden ''Annals Of Plastic Surgery'de (Amerikan Estetik Plastik Cerrahi Dergisi)'' yayınlanan ''İzsiz Kıkırdak Tespiti'' yöntemi sayesinde ikinci ameliyatlara gerek kalmadığını belirten Tezel, bu yöntemin düzeltme ameliyatlarında da son derece etkili olduğunu ve müdahale edinilmesinden çekinilen burunların bile bu yöntemle düzeltilebildiğini bildirdi. Tezel, bazı hastalarda lokal anesteziyle yapılan çok küçük bir müdahalenin bile iyi sonuçlar elde edilmesini sağladığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

''Sıklıkla karşılaşılan burun düşmesi sorununu ortadan kaldıran ve 'domuz burnu' denilen görüntüye son veren yöntemde, burun ucunu oluşturan kıkırdaklar, burnun taşıyıcı kolonu diye tanımlanabilen septum kıkırdağına dikişlerle bağlanıyor. Eskiden bunu yapmak için burun ucunu dışarıdan kesmek gerekirken, İzsiz Kıkırdak Tespiti yöntemi ile dışarıdan kesi yapmadan tamamen burun içinden konulan dikişlerle burun ucuna istenilen açı ve yükseklik veriliyor. Bu yöntemde ameliyat geçirdiği anlaşılmayan doğal görünümlü burunlar elde ediliyor, ulaşılan sonucun kalıcı olması ve 6 ay-1 yıl sonra bozulmaması sağlanıyor.''

Burun ameliyatlarında başarının, burnun en önemli fonksiyonu olan nefes almaktan ayrı düşünülemeyeceğine işaret eden Tezel, İzsiz Kıkırdak Tespiti yönteminin ''nefes alma'' sorunlarına da çözüm getirdiğini söyledi. Tezel, ''İlk kez ameliyat olacak olan ya da daha önce bir veya bir kaç kez ameliyat geçirmiş hastalar, bu yöntemle istedikleri nihai görüntüye ulaşabiliyor'' diye konuştu.

KEMİK DOKUSUNA DA AZ MÜDAHALE EDİLİYOR
Yüzlerce hastaya uygulanan yöntemin, geç dönem sonuçlarının son derece memnuniyet verici olduğunu anlatan MÜ Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tezel, burnun sırtı ile ucu arasındaki dengeyi sağlamak için burun kemiklerinin çok fazla oyulmadığını söyledi. Tezel, ''Yöntemin 3 önemli somut yararı var. Kemik dokusuna az müdahale ediyoruz. Daha doğal görüntü elde ediyoruz ve burnun düşmesini engelliyoruz. İzsiz kıkırdak tespiti ile birçok hastada burun kemiğinin kırılmasına gerek kalmıyor. Uygun hastalarda yalnız burun ucuna müdahale edilerek bile ideal görünüm sağlanabiliyor'' dedi.

Prof. Dr. Tezel son olarak, burun estetiklerinde doğal görünüm elde edebilmek ve ideal alın-burun açısının sağlanabilmesi için ''açılı törpü'' adı verilen cerrahi alet geliştirerek uluslararası literatürde yer almıştı.

Sağlıklı Cep Telefonu Kullanmak

Cep telefonunu sağlıklı kullanmak

Aynı kulakla 6 dakikayı geçen konuşmalarda kulak çevresinde yaklaşık 1 santigrat derece ısı artışı olduğunu belirten uzmanlar, bu ısı artışının hücrelerde yapısal değişimlere neden olabileceği görüşünde.



Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Topbaş, cep telefonlarının çok kısa bir zaman içerisinde hem yaygınlaştığını hem de teknolojisinde hızlı değişim görüldüğünü belirterek, bu durumun ''sağlık sorunlarına neden olup olmadığı'' yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdiğini söyledi.

Türkiye'de 3. nesil olarak adlandırılan 3G teknolojisine, dünyanın bazı ülkelerinde de 4G teknolojisine geçildiğini ifade eden Topbaş, ''Böylece veri iletimi ve çeşitlilikte artış yaşandı. Ses, mesaj, görüntülü mesaj, hızlı internet bağlantısı, görüntülü konuşabilme, hatta televizyon yayınlarının izlenebilmesine olanak sağlandı. Tartışma da bu yönde alevlendi. Çünkü bu kadar çok verinin aktarılabilmesi için hem baz istasyonlarının nitelikleri hem de sayısında artış olacağı, bununla birlikte bu sistemi oluşturan non-iyonize radyasyonun ve elektriksel alan şiddetlerinin de artışının söz konusu olabileceği konuşulmaya başlandı'' dedi.

ARAŞTIRMALAR DEVAM EDİYOR AMA KANITLAR VAR
Topbaş, bu konuda araştırmaların devam etmekle birlikte, cep telefonunun bazı sağlık sorunlarına neden olabileceği yönünde kanıtlar bulunduğunu anlatarak, ''Ancak non-iyonize radyasyonun cep telefonlarıyla ilgili etkilerinin olup olmadığını göstermek için biraz zamana ihtiyaç vardır'' diye konuştu. Cep telefonlarıyla konuşurken birkaç ayrıntının olası sağlığa zararlı etkileri bertaraf edebileceğini dile getiren Topbaş, şöyle devam etti:

''Cep telefonlarının özellikle aynı kulağa dayalı olarak 6 dakikanın üzerinde kullanılmasının riski vardır. Aynı kulakla 6 dakikayı geçen konuşmalarda kulak çevresinde ısı artar. Bu artış yaklaşık 1 santigrat derece olur. Isı artışıyla birlikte etkilediği bölgelerdeki hücrelerde yapısal değişimler yaşanabilir. Bunlar her ne kadar vücuttan bertaraf edilebilse de bertaraf edilemeyecek sorunlar ortaya çıkabilir. Bu da baş ağrısı, sinirlilik, uykusuzluk, dikkat eksiklikleri, hücrelerde yapısal değişikliklere neden olabilir. Bu yönde araştırmalar devam etmektedir ancak ısı artışına neden olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle aynı kulağa cep telefonunu dayayarak, 6 dakikadan fazla konuşulmaması gerekir.''

KABLOLU KULAKLIK KULLANIN
Topbaş, telefonun özelliğine veya teknolojik gelişmelere bağlı olarak bu sürenin de kısalabileceğine dikkati çekerek, ''Cep telefonun cihazlarının mutlaka kablolu kulaklıkla kullanılması gerekmektedir'' dedi.

İletişim teknolojilerinde tüketimin sınırsız olmasının, insanları ayrıca sosyal yaşamdan uzaklaştırarak marifeti büyük ancak ekranı küçük bir dünyaya insanları hapsettiğini savunan Topbaş, ''Bunlar, sosyal ilişkilerimizi de etkileyebilir. O nedenle iletişim teknolojilerinin 'gerek oldukça' kullanılması her yönden daha olumlu sonuçlar doğuracaktır'' diye konuştu.

11 Aralık 2009 Cuma

Hamileyken bebeğin zekasını geliştirmek

Kalıtımla birlikte gelen genetik unsurların yanı sıra; hamilelik döneminde bebeğe müzik dinletmek, yeteri kadar kilo almak, düzenli beslenmek ve spor yapmak gibi bebeğin gelişimini de etkileyen bir çok unsur vardır. Bunları sıralayacak olursak;



Beslenmenize dikkat edin

Hamilelikte beslenme zekâ gelişimindeki en önemli unsurdur. Özellikle sinirsel gelişimde önemli bir rol oynadığından annelerin düzenli ve çeşitli yiyecek gruplarından beslenmeleri gerekmektedir.

Çok fazla kilo almayın

Alınan kilo miktarı bebeğin ağırlığını, dolayısıyla da beynin büyüklüğünü ve zekâsını etkilediğinden, vücut ağırlığınızın %20’si kadar kilo alınmanız yeterli olacaktır.

Düzenli spor yapın

Gebelik sırasında düzenli egzersiz yaparak vücuttaki oksijen akışı hızlandırılmalıdır. Bu sayede bebeğinize giden oksijen miktarını artırabileceksiniz.

Tiroid beziniz yeterli çalıştığını kontrol edin

Annenin tiroid bezi hormonları bebeğinizin beyin gelişimi üzerinde direkt etkilidir. Bu nedenle gebelik öncesi ve gebeliğinizde tiroid bezi hormonlarınızı kontrol ettiriniz.

Tuzunuzu seçin

İyotlu tuz kullanın.

Omega-3 Kullanın

Gebeliğin son üç ayı ve emzirme döneminizde omega-3 kullanın.

Dişlerinizi kontrolden geçirin

Hamilelik döneminde diş rahatsızlığı geçiren anneler prematüre ya da düşük kilolu bebek dünyaya getirme riski taşıdıklarından ve prematüre doğan bebeklerde öğrenme ve gelişim safhalarında güçlük çektiğinden arada bir diş hekimine gidilmelidir.

Demir ilacı alın

Demir alımı bebeğin entelektüel potansiyelini artırdığından ve hamilelik döneminde yeterli demir alımı asla gıdalarla sağlanamadığından her gün demir içeren tabletlerden içilmesi gerekmektedir.

Rahat ve huzurlu olmaya çalışın

Bebeğin algıları henüz doğmadan önce başar ve dolayısıyla kendini iyi hisseden bir annenin karnındaki bebekte mutlu olur.

En az 6 ay bebeğinizi emzirin

Anne sütünün içeriği sabit değildir ve bebeğin yaşına en uygun olan özellikleri içerir. Prematüre bebeğin annesinin sütü prematüre bebeğe, 1 aylık bebeğin anne sütü 1 aylık bebeğe, 3 aylık bebeğin anne sütü 3 aylık bebeğe uygundur.
Dolayısıyla, bebekliğinde emzirilen çocukların zekâ seviyeleri hazır mamayla beslenenlere göre daha fazladır.

Bebeğiniz ile her fırsatta iletişim kurun

Bebeğiniz ile olan iletişiminiz anne karnında başlamaktadır. Doğduktan sonra ise bu durum en üst seviyeye çıkmaktadır. Bu nedenle mümkün olan her fırsatta bebeğiniz ile düzgün bir dille konuşun, ona dokunu ve sevginizi gösterin, hissettirin. Yaklaşık 4. aydan sonrada ona bir birey gibi davranmaya başlayın.

Müzik dinletin

Bebeğinizi anne karnında ve doğum sonrasında size göre doğru olan bir müzik türünü dinletiniz. Bu şekilde bebeklerin daha hızlı geliştikleri bilinmektedir.


Jin.Dr.Oktay Kaymak - Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Kaynak: kucukinsan.com

Çocuklarımızla cinsellik hakkında nasıl konuşalım?

Çocuklarımızla cinsellik hakkından nasıl konuşalım?

Çocuklar eskisi gibi seni leylekler getirdi hikâyesine inanmıyor. Onlar artık anne ve babalarından kendi anlayabilecekleri ölçüde gerçekleri duymak istiyor.



Ama konu cinsellik olduğunda ailelerimizin yaptıklarını yapmak ya da konuşmadıklarını konuşmamak sorunların devamına neden oluyor.

İşte buradan yola çıkan Prof. Dr. Bengi Semerci 'Çocuklarımızla cinsellik hakkında nasıl konuşalım?' isminde Alfa Yayınları'ndan önemli bir kitap daha çıkardı. Çocuk ve genç psikiyatristliği yapan Semerci, 'Hekimlik yapmaya başladığımdan beri en çok cinselliğe ilişkin sorularla karşılaştım' diyerek başlıyor kitaba. Akabinde de çocukluk ve gençlikte sorularının cevabını alamayanların ileride cinsel sorunlar yaşadığını anlatıyor.

Cinsel bilgisi yeterli olmayan ya da bu konuda konuşmaktan utanan büyükler maalesef çocuklarına yalan yanlış bilgiler veriyor. Cinselliğin doğru yaşanamaması, beraberliklerin bu nedenle sonlandırılması bir yana daha vahim sonuçlar doğurabilmekte. Mutsuzluklar, cinayetler, intiharlar... Dikkat ederseniz gazetelerin üçüncü sayfa haberleri hep bu konuya yönelik haberlerle dolu.

Bugün hâlâ anne babaların çoğu çocuklarına cinsel bilgiler vermekte zorlanıyor. Oysa çocuklar akşama kadar cinsel içerikli filmler, diziler, reklamlar ve klipler seyrediyor. Hal böyle olunca doğru cinsel eğitim verebilmek için hangi bilgiyi, kaç yaşında ve nasıl aktaracakları büyük önem kazanıyor. Kız çocuklara annelerin, erkek çocuklara da babaların bilgi vermesi en doğru olanı.

Semerciye göre üreme ve cinsellik konusunda bir çocuğa bilgi vermeye en uygun kişiler ebeveynler. Aksi halde çocuklar arkadaşlarından ya da televizyondan öğrenmeye çalışır. Konuyu çocuğunuzla konuşurken boşluk bırakmamak, tereddüt etmemek ve emin olmak önemli. Ama çocuğunuza uzun uzun öğretici konuşmalar yapmayın. Bunların yerine kısa ama gereksinimlerini öğrenebileceğiniz karşılıklı paylaşımlar önemli olacak. Onların öğrenmek istediklerinden fazlasını anlatmayın. Çocuğunuzdan gelecek sorulara şaşırmamak için onun cinsel gelişimini ve ne zaman neleri öğrenmesi gerektiğini bilmeniz gerekir. Bunun için de aynı sorulara üç yaşında, sekiz yaşında ve on beş yaşında vermeniz gereken yanıtlar farklı olacaktır.

Okul öncesi dönemde cinsellik eğitimi

Okulöncesi dönemdeki cinsellik eğitimi ilk yıllarda başlar. İki yaşına gelen bir çocuğu yıkamak için banyoya gittiğinizde mutlaka üzeriniz giyinik olmalı. Eğer siz çocuğunuza bedeninizin size özel olduğunu ve bunu başkalarına göstermenin doğru bir davranış olmadığını gösterebilirseniz çocuğunuzu tacizlere açık hale gelmekten koruyabilirsiniz. Kendi davranışlarınıza dikkat eder ve bebeklikten itibaren kendi odasında yatmasını sağlarsanız sorun çıkmaz.

Okul çağına gelen çocuklarla bu konuda konuşmaktan kaçmayın. Aksi halde yanıtlarını başka yerlerde arayacaktır. Sınırsız ve kontrolsüz internet ve televizyon kullanımına izin vermemeniz gerekir. Aynı zamanda onaylamadığınız kişilerle etkileşimini kontrolsüz bırakmayın. Ergenlik öncesi bu dönemde çocuklar ileride yaşayacakları bedensel değişim hakkında bilgilendirilmeli. Aksi halde bu değişime uyum sağlayamayabilir.

Ergenlik, çocukların aileleriyle en çok çatıştığı bir dönem. Bu dönem 12 yaşında başlayıp 21'lere kadar devam eder. Gençliğe ilk adımlarda onları kontrol etmek oldukça zorlaşır. Burada önemli olan cinselliğin sadece fiziki bir kadın-erkek ilişkisi değil, duygusal bir ilişki olduğunu da anlatmak gerekir. 'Daha küçüksün, şimdi olmaz' gibi yasaklar ve tehditler gençlerin cinselliğe yönelimini artırabilir. Bunun yerine düşünce ve inançlarınızı paylaşırsanız en azından evlilik dışı ilişkilerin neden yanlış olduğunu açıklamış olursunuz.

0-6 yaş için dikkat edilmesi gerekenler

* Üç yaşından sonra çocuklarınızı ayrı ayrı banyo ettirin.

* İki yaşından büyükleri yıkarken giyinik olmaya özen gösterin.

* Kapı çalmadan odaya, banyoya girmemeyi, evde çıplak gezmemesi gerektiğini anlatın.

* Sizinle ve arkadaşlarıyla hangi dokunmaların iyi olduğunu öğretin.

* Merak ettiği sorulara pis, ayıp, günah diye geçiştirmek yerine makul cevaplar verip merakını giderin.

Ergenlik döneminde dikkat edilmesi gerekenler

* Ergen çocuğunuza çaktırmadan internette hangi sitelere girip çıktığının takibini yapın.

* Aynı yaştaki diğer arkadaşlarıyla kıyaslamayın.

* Aşırı koruyucu ya da ilgisiz davranmayın.

* Her şeyi siz biliyormuşsunuz gibi de davranmayın.

* Riskli davranışlar sergilemediği sürece kişisel ve özel yaşantısına çok müdahale etmeyin.

Çocuğunuz sizi yatakta yakalarsa ne yapmalısınız?

Cinsel ilişki sırasında çocuklarına yakalanmak herhalde bir anne-babanın yaşayabileceği en talihsiz durumlardan biridir. Böyle bir durumda hem anne-baba utanır, ne yapacaklarını bilemez; hem de çocuk ruhsal bir travma yaşayabilir ve anne-babasına farklı bir gözle bakmaya başlayabilir.



Cinsel konularda halkımızı bilgilendirmeyi ve cinsel sorunlara çözüm üretmeyi amaçlayan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) ; anne-babaların yüzleşmekten kaçındığı bu sorunla ilgili çok çarpıcı bir basın açıklaması yaptı.

Çocuk sahibi olunca çiftin cinsel hayatı etkilenir

Çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin cinsel hayatlarında yeni düzenlemeler yapmaları gerektiğini söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Çocuk sahibi olduktan sonra çift, cinsel ilişki sırasında çocuğa yakalanma korkusu nedeniyle cinsel hayatını eskisi gibi özgürce yaşayamaz. Özellikle ev küçükse ve anne-baba çocukla aynı odayı paylaşıyorsa, anne-babanın başbaşa kalması ve cinsel ilişki kurması iyice zorlaşır. Ancak çiftin ruhen ve bedenen sağlıklı bir ilişkiyi sürdürebilmesi için de cinsellik gereklidir. Bu nedenle çift çocuğu uyuttuktan sonra cinselliği yaşamak ya da çocuğu arada bir onunla bir kaç saat ilgilenebilecek güvendiği bir akrabaya bırakmak gibi çözümler üretebilir.” dedi.

Anne-babalar çocuklarıyla cinselliği konuşmaya çekinmemeli

Cinselliğin hala ayıp, yasak ve günah olarak algılandığı ve rahatça konuşulamadığı toplumumuzda anne-babaların da çocuklarıyla cinsellik hakkında konuşmaya çekindiklerini belirten CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psikolog Gülüm Bacanak; “Cinsel kimliğin temellerinin atıldığı dönem 3-5 yaş arasıdır. Bu dönemde çocukta cinselliğe karşı bir merak başlar ve anne-babasına cinsel organıyla ya da çocuğun nasıl dünyaya geldiği ile ilgili sorular sorar. Çocuğun bu meraklı soruları karşısında anne-babalar ne cevap vereceklerini bilemezler; ya çocuğa kızarlar, ya duymazdan gelirler ya da “seni leylekler getirdi”, “cami avlusunda bulduk” gibi gerçek olmayan hikayeler uydururlar. Oysa ki çocuklara yaşlarına uygun olarak anlayabilecekleri şekilde gerçekleri anlatmak gereklidir, böylece çocuk cinselliği normal ve doğal bir olay olarak algılayacak ve ileride cinsel sorun yaşama ihtimali azalacaktır.” dedi.

Çocuklarla cinsellik nasıl konuşulmalı?

Çocuğun yaşına ve düzeyine göre cinsellikle ilgili temel bilgilerin verilebileceğini söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psikolojik Danışman Fatoş Ayrık; “Anne-babalar çocuklarının cinsellikle ilgili sorularına seksi nasıl anlatacaklarını bilemediklerinden ve utandıklarından yanıt veremiyorlar. Oysa ki cinselliği konuşmak seks konuşmak demek değildir, kız ve erkek arasındaki farklar, cinsel gelişim ve bebeklerin nasıl dünyaya geldiği gibi konular yaşına uygun bir şekilde çocuklara anlatılabilir. Çocukların sorularına onların anlayabileceği şekilde, tatmin edici yanıtlar verilmelidir. “Anne-baba birbirini sevdiği için birlikte yatar ve daha sonra çocuk olur.” “Birbirini seven iki insan sevgilerini sarılarak ve öpüşerek gösterir.” gibi ifadelerle cinselliği sevgiyi ifade etmenin bir şekli olarak anlatmak, çocuğun cinselliğe karşı sağlıklı bir yaklaşım geliştirmesine ve ileride sağlıklı bir ergen olmasına yardımcı olur.” dedi.

Çocuğumuz bizi yatakta yakalarsa ne yapmalıyız?

Anne-babanın başına gelebilecek en talihsiz durumlardan birinin cinsel ilişki sırasında çocuklarına yakalanmak olduğunu ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Çocuklarına cinsel ilişki sırasında yakalanmak çok sayıda çiftin başına gelebilen bir durumdur. Bu durum anne-baba için zordur ama çocuk için daha da zordur, çocukta ciddi bir ruhsal travma yaratabilir. Çünkü çocuk eğer yaşı da küçükse gördüğünü anlamlandıramayabilir ve babasının annesine kötülük yaptığını düşünüp babaya düşman olabilir. Eğer çocuğunuza cinsel ilişki sırasında yakalanırsanız, onun yaşını göz önünde bulundurarak ve o an nasıl bir cinsel ilişkiye tanık olduğunu ve neyi ne kadar gördüğünü de dikkate alarak bir açıklama yapmak gereklidir. Bu konuyu görmezden gelmek ya da yok saymak doğru olmayacaktır. Çocuk üç yaşından küçükse belki gördüğünü anlamayabilir ve üzerinde durmayabilir, ancak büyük çocuklara mutlaka bir açıklama yapılması gereklidir.

Anne-babanın birbirine sevgisini bu şekilde gösterdiği, soyunup birbirlerine sarılmaktan hoşlandıkları ve bunun yatak odasında yapılan anne-babaya özel bir eylem olduğu söylenebilir. Böylece çocuğun da anne-babanın odasına izinsiz girmemesi gerektiği de vurgulanmış olur. Anne-babasını yatakta yakalayan bir çocuk korku, şok gibi duyuları yaşayabilir durgunlaşabilir, suskunlaşabilir ve anne-babaya karşı güvenini kaybedebilir. Bu durumda bir uzmandan yardım almak en doğrusu olacaktır, çünkü yetişkinlikte yaşanan birçok cinsel sorunun temelinde çocukken anne-babayı cinsel ilişki sırasında görmek ya da yan odadan onların seslerini duymak gibi travmatik olayların varlığını görmekteyiz.” dedi.

Cinselliği Çocuğa Nasıl Anlatmalı

Çocuğa cinsel bilgiler vermenin ideal zamanı bu konularda soru sormaya başladığı dönem. Açıklamalarınızda gerçek dışı ifadeler kullanmamaya dikkat edin!Soruların temelindeki dürtü merak Çocuğun cinsel içerikli sorularının temelinde cinsel duygular değil onun üremeye yani bebeklerin nasıl dünyaya geldiklerine dair merakı yatar.



Bu çocuğun uzaya gezegenlere ya da hayvanların yaşayışlarına olan merakından farklı değil. Anne ve babanın sorular karşısında duyduğu gerginlik bu farkı bilmemekten ve çocuğun cinsellik anlayışını erişkin anlayışıyla karıştırmaktan kaynaklanır.

3 yaş civarında sorular başlar Çocuğa cinsel bilgiler vermenin ideal zamanı onun bu konularda soru sormaya başladığı dönemlerdir. Bu tür sorular genellikle 3 yaş civarında sorulmaya başlanır. İlk sorular kendi bedeni , annenin bedeni ya da bir kardeşin dünyaya gelişi ile ilgilidir. Ona vereceğimiz cevapların içeriği yaşa bağlı değişebilir. Ancak asıl dikkat edilmesi gereken gerçek dışı ifadelerden kaçınmak.

Çocuk cinsellikte neyi merak eder?

• Çevresini ve dış dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan çocuğun özellikle 3 yaş civarında aşırı meraklı olduğu ve bu dönemlerde anne-babasını çeşitli konularda soru bombardımanına tuttuğu bir gerçek.

• Ansızın, beklenmedik anda böyle bir soruyla karşılaşan anne ve baba ne yapacağını bilmemenin verdiği telaşla ayıptır, daha sen çok küçüksün gibi kaçamak cevaplar vererek çocuğu başından savmak veya soruyu duymazlıktan gelerek cevapsız bırakmayı tercih eder.

• Oysa bu tutum çocuğun var olan merakını bir kat daha artırır. Bu merakı gidermek için çocuk anne-babanın yatak odasına ani baskınlar düzenler, onları banyo yaparken gizlice izlemeye çalışır ya da arkadaşlarının bedenlerini incelemek ister.

'Bebekler nasıl gelir?' sorusu en can alıcı olanı

• 'Bebekler nasıl gelir?'sorusu çocukların sıkça sorduğu bir soru. Buna çok basit şekilde şöyle cevap verebiliriz. Bebekler annenin karnında büyürler. Orada bebeklerin büyümesi için özel bir yuva vardır. Burada büyürler ve bir süre geçtikten sonra annenin döl yolundan dışarı çıkarlar.

• Bunun yerine bebekler leylekler tarafından getirildi ya da çarşıdan satın alındı gibi gerçek dışı ifadeler çocuğun yanlış bilgilenmesine neden olacak ve bir müddet sonra bu cevabın doğru olmadığını anlayan çocuk merakını gidermenin ve sorularına cevap bulmanın başka yollarını arayacaktır.

• Diğer taraftan bazı anne ve babalar da çocuklarının sordukları soruları kuşlar, arılar gibi hayvanlar üzerinden onları anlatarak cevaplamak isterler. Böylece üreme ile ilgili bilgilerin daha masum hale geleceğini ve cinsellikten arınacağını düşünürler.

• Oysa çocuğun asıl merak ettiği konu insanların üremesidir. İşe kuşlar ve arılarla başlamak sadece anne-babanın sıkıntısını hafifleten kaçamak bir yoldur , çocuğun merakını gidermez.

Yanıtlar merakını giderici olmalı!

• Çocuğun sorularına verilecek cevaplar onun merakını giderici ve doyurucu olmalı. Ancak bilgi verme amacıyla çocuğa her şeyi tüm detayları ile anlatmak ve çocuğun aklını karıştırmak da gerekmiyor.

• Vereceğimiz her türlü bilginin doğru ve abartısız olması gerekir. Uydurma yanlış, saçma ve hayali bilgiler vermek çocuğun zihnini bulandırır ve ileriki yaşamı için sorunlar oluşturur.

• Kullanılan dil basit olmalı ve fazla detaya girilmemeli. Çocuğa her şeyi detaylı biçimde anlatmanın bir anlamı ve yararı yok. Ona yaşına göre kaldıramayacağı derinlikte bilgiler vermek cinselliğin erken devreye girmesine neden olabilir. Cinsel konulardan bahsederken anne ve babaların yüz ifadeleri, gerginlikleri ve huzursuzlukları da çocuklar tarafından dikkatle algılanır.

• Huzursuz, gergin ve utungaç bir ifadeyle ne söyleyeceğini bilemeyen anne ve babalar çocuklarına bu konunun aslında konuşulmaması gereken kötü ve çirkin şeyler olduğu mesajını vermiş olurlar. Oysa çocuğun algılaması gereken cinselliğin doğallığı ile birlikte gizliliği ve özelliğidir.

Anne-babanın cinsel yaşamı merak konusu ise...

• Çocukların bir kısmı anne ve babaların cinsel yaşamı hakkında soru sorarlar. Cinsel bilgi verme adına anne-babanın çocuklarına cinsel yaşantılarından bahsetmesi sakıncalı. Cinsel yaşantıların çok özel konular olduğu ve başkaları ile paylaşılamayacağı ifade edilmeli.

• Anne ve babaları sıkıntıya sokan diğer bir düşünce de çocuklarının öğrendikleri bilgileri uygulamaya koyacakları endişesidir. Aslında bu düşünce yetişkinlerin kendi düşüncelerini çocuklara yansıtması anlamına gelir.

• Çocuk erişkinler gibi cinsel istek ve ilgi duymadığından bu korku yersiz. Ayrıca biyolojik olarak da hormonlar tarafından uyarılmamaktadır. Çocuğun sorularına yol açan sadece bilgi edinme isteği.

Onları örselemek zararlı!

• Cinsel konularla ilgili soru sormayan çocuklar ya daha önce sordukları sorular nedeni ile ayıplanmıştır ya da kendilerini rahat hissedecekleri bir ev ortamı bulamamışlardır. Bu nedenle oyunlarında ve arkadaşları ile konuşmalarında sorularına cevap ararlar.

• Merakını gidermek isteyen çocuk doktorculuk oynayarak hemcinslerinin ve karşı cinsin bedenini keşfetmeye çalışır. Bu durum bazı anne ve babaların telaşlanmasına neden olur.

• Başlangıçta bu tür araştırma ve merak giderme çabaları bir noktaya kadar doğal karşılanmalı ve çocuk suçlanmamalı. Ancak çocuğa yaptıklarının farkında olduğunuz mesajını vermeli ve merakını giderici gerekli açıklamalarda bulunmakta fayda var..

Kalabalık ortamda çocuğunuz sizi 'utandıracak' sorular sorduğunda nasıl davranmalı?

• Zaman kazanmaya çalışabilirsiniz: “Evet, bu iyi bir soru” türünde bir yanıt size düşünme fırsatı yaratır.

• Kısmi cevaplandırma: Konu ile ilgili aklınıza gelen ilk yanıtı verin ama ilk fırsatta bu konu üzerine düşünüp bir dahaki sefere daha açıklayıcı olun.

• Erteleme: “Bu soru çok özel bir soru ve bunu seninle daha sonra ikimiz başbaşa iken konuşmak isterim.

• Gözlerini kapatın ve bu işi bitirin: Eğer yeterince özgüvenli iseniz ve cinsellikle ilgili açık bir tutumunuz varsa şöyle bir cevap verebilirsiniz “Bu bir prezervatif. Annenle baban şimdilik başka bir bebek istemedikleri için bunu kullanıyorlar.
Yaş guruplarına göre sorular ve cevaplar...

7 Yaş öncesi

• Neden annemin memeleri var, babamın yok?

Annen bir kadın, baban bir erkek. Erkeklerin memeleri yoktur. Kadınlar ise çocuk sahibi olabildikleri için memeleri vardır. Çocuk doğduktan sonra annelerin memelerinden gelen sütle bebekler beslenir.

• Bebekler annelerin karnına nasıl giriyor?

Anne ve babaların vücutları birbirine çok uygundur ve birbirleri ile çok yakınlaştıklarında bir bebek oluşabilir. Bu bebek annelerin karnında büyür.

Yaş guruplarına göre sorular ve cevaplar...

7 Yaş sonrası

• O küçük delikten bebekler nasıl çıkıyor?

Bebeğin çıktığı delik çok esnek birşeydir ve doğum olacağı zaman bebeğin içinden çıkabileceği kadar büyüyebilir.

• Eğer bebek yapmak istemiyorsanız neden beraber yatıyorsunuz?

Çünkü büyükler birbirlerini çok sevdiklerinde bazen sadece birbirini sevmek ya da öpmek yeterli olmaz. O zaman birbirine gerçekten çok yakın olmak isterler.

Çocuğum Az Yemek Yiyor Diyenler

Ne yiyeceğine kendi karar versin

Çocuğunuzun yeterince yemek yememesinden şikayetçiyseniz, şu önerilere kulak verin:



* Yemeği ona küçük porsiyonlar halinde sunun. Büyük porsiyonlar çocuğunuzu sıkar.

* Yiyeceği yemeğe ve miktarına çocuğunuz karar versin.

* Bir şey yemezse üstelemeyin. Ara öğünlerde ona meyve verin.

* Çocuğunuza yemek seçenekleri sunun. Akşam yemeğinde ne pişireceğinize onun karar vermesine izin verin. Ona öneriler sunun.

* Susadığında ona su verin. Midesini kola ve meyve suyu gibi içeceklerle doldurmasın.

* Çocuğunuz yemeğini bitirip masadan kalkmak istediğinde, ona izin verin.

Çocuğum yemek yemiyor Diyenler

İştahsızlık, çocuğun besini almamak istememesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Anemi, barsak parazitleri, hastalıklar çocukta iştah kaybına neden olabilir. Çocukların birçoğu yemeğe karşı iştahsızken, birçoğu da yemeyi reddeder ya da seçici davranır. Bu durum, özellikle 2 yaş civarında sık rastlanan olumsuz yeme davranışlarıdır. Çoğu durumda çocuk iyi besleniyor, ancak ailenin beklentisi doğrultusunda yemiyordur.



Çocuk ve beslenme
Çocuklarda gerek iştahsızlık, gerekse besini reddetme ya da seçici davranma gibi yeme sorunları, büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü beslenme, çocuk ve ailesi arasındaki duygu alışverişini belirtmenin en iyi yoludur. Çocuk tarafından yiyeceğin reddedilmesi, anne-babaya karşı kullanılan güçlü bir silahtır. Aile ve çocuk arasında yaşanan olumsuz yeme davranışının devam etmesi, duygu durum bozukluğuna kadar varan sorunlara neden olur. Yemek saatlerinde kâbuslar yaşanır, çocuk ve aile deyim yerindeyse savaşır. Genellikle de savaşı çocuklar kazanır.

Yeme sorunu olan çocuklar, hassasiyetle izlenmelidir. Ağırlık ve boy persentilleri varsa öncelikle karşılaştırılmalı ve ölçümlerini 3. persentilin altına düşmesi halinde çocuklar, büyüme-gelişme geriliği açısından incelenmelidir.

Geçici olarak bir yiyeceğe düşkünlük veya reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın bir sorundur. Normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilen bu durum, çocuğun bağımsızlığının bir ifadesidir. Reddetme durumunda, ailelere çocuğu yemek konusunda zorlamanın doğru olmadığı, bunun sorunu kötüleştireceği, ancak reddedilen besinin bir süre sonra tekrar denenmesi gerektiği belirtilir.

Beslenme davranışını değiştirmek imkânsız değil
Öncelikle çocuğun gerçek yediklerinin tespit edilmesi gerekir. Bunun için, çocuğunuzun 3 günlük ayrıntılı beslenme günlüğünü yazmaya başlamak gerekir. Süt, meyve suyu, su, kola, çay gibi içecekleri çocuğunuz ne kadar tüketiyor, bunları kaydederek tespit edin. Pek çok çocuk içmeyi, yemeğe tercih eder ve kolayca doygunluk hissi duyar. Çocuğunuzun yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında sıvı alımını sınırlandırın. Çocuk halen biberon ile içiyorsa, biberon bardakla değiştirilmeğe çalışılır. Böylece çocuğun sıvı alımı kendiliğinden azalır. Sütü fazla miktarda tüketen çocuklarda iştahsızlık dışında anemi ve kabızlık gibi sorunlar da görülebilir. Günde 2 su bardağı süt yeterli olacaktır.

Birçok anne-baba çocuklarının ağırlık kazancı ve besin gereksinimleri konusunda gerçekçi olmayan beklentiler içindedir. Çocuklar doğumdan 1 yaşına kadarki süre içinde 6 kg, 2. 3. ve 4. yıllarda ise ortalama 2 kg/yıl şeklinde kilo almalıdır. Bu nedenle hızlı gelişmeyi izleyen bebeklik döneminden sonra, kilo alımlarının fazla değişmeyeceğini unutmamak gerekir.

Besinleri çeşitlendirin
Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı çeşitte besinler sunun. Siz her gün aynı yemeği yer misiniz? Çocuklar içinde bu böyledir. Ayrıca, yemek porsiyonları sizin ölçünüze göre değil, çocuğunuzun gereksinimine göre ayarlanmalıdır. Bir öğünde verdiğiniz besini reddettiyse, tamamen farklı bir besin deneyin. Onu da reddediyorsa, bir sonraki öğüne kadar herhangi bir besin vermeden bekleyin. Ara öğünlerin küçük porsiyonlar şeklinde olmasına dikkat edin. Aksi halde bir sonraki ana öğünün yenmesi engellenir.

Herhangi bir nedenle ödül olarak şeker ve tatlı türü besinleri vermeyin. Besinleri ödül-ceza aracı olarak asla kullanmayın, bu çocuğunuzun size kullanacağı silahları güçlendirecektir. Yiyecekleri çocuğunuzun kolay yiyebileceği türden hazırlayın. Örneğin küçük dilimlenmiş havuç, salatalık vb. küçük şekillenmiş köfte, sigara böreği, karikatürize edilmiş kurabiye, kek vb.

Çocuklar söyleneni-anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle anne-baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu (tutarlı ve benzer) yeme davranışı içinde olmaları gerekir. Grup halinde yaşıtlarıyla yemek yemek ya da arkadaşının evinde, restoranda, piknikte yemek, çocuklarda özellikle seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı olur.

Enerji alımını artırma yöntemleri
Günlük alınan enerjiyi arttırma, çocuğun tükettiği besinlerin içeriğini zenginleştirerek ya da besinlere glikoz polimerleri (maltodekstrin) ve yağ emülsiyonları eklenerek yapılır. Enerji artışı teorik olarak; tüketilen besinin miktarını arttırarak sağlanır. Ancak iştahsız çocuklarda, besinin miktarını arttırmak mümkün olamadığı için enerji artışı, besinleri zenginleştirerek yapılabilir.

Çocukta Hiperaktivite bozukluğu

Hiperaktivite bozukluğunun üç temel belirtisi vardır. Çocukta bu belirtilerin hepsi bir arada bulunabilir ya da sadece biri ya da ikisi görülebilir



- Çocuk çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez, etkinliklerde hatalar yapar. Örneğin, satrançta, sporda dikkatsizce hatalar yapıyorsa bu önemli bir bulgudur. Ancak burada altının çizilmesi gereken nokta sadece okulda, derslerinde değil, kendi sevdiği etkinliklerde de hatalar yapmasıdır.

- Düşünmeyi gerektiren aktivitelerden kaçarlar. Örneğin, satranç, bilmece çözme gibi şeylerden uzak durabilir.

- Gerçek dikkat eksikliği olan çocuklar dışarıdan gelen en ufak bir uyarana derhal tepki gösterirler. Bir zil sesi, bir ışık çocuğun dikkatini hemen dağıtır.

- Kendisiyle konuşulduğu zaman dinlemiyor gibi gözükür. Çoğu zaman da kendisine söylenenleri yerine getirmez.

- Çoğu zaman kendi için gerekli olan, defter, kalem ve benzeri eşyalarını kaybeder.

- Çoğu zaman çocuk o kadar ataktır ki daha soru bitmeden hemen cevap verir, herkesin sırasını beklediği yerde sıra beklemez. Bu ilk defa ana okulunda ya da okulda ortaya çıkar.

- Çoğu zaman başkasının sözünü keser, başkasının oyununu bozar.

- Çoğu zaman kıpır kıpırdır yerinde duramaz. Hareketlerinde bir aşırılık söz konusudur.

- Oturması beklenen yerde oturamaz kalkar, sınıfta kendini tutamaz, kalkar dolaşır.

- Etkinliklere katıldığında oyunu bozar, sırasını beklemek istemez, devamlı hareket der.

- Çok konuşur, söze karışır.

Küçük yaşta da anlaşılabilir

Genellikle okula başlama çağlarında göze çarpan bu durum, dikkatli bir gözlemle 1-1.5 yaşlarında da tanınabilir. Hatta bazılarının anne karnında bile çok hareketli oldukları veya doğumdan hemen sonra anne kucağında ya da yatağında durmadan hareket ettikleri gözlenir. Bu bebekler, huysuz, huzursuz güç bebek olarak tanımlanır. Yaşamın ilk birkaç ayında aşırı hareketlilik, yeme ve uyku bozuklukları görülebilir. Emekleme dönemi veya yürümeye başladıkları zaman çok hareketli ve atak oldukları için birkaç kişinin devamlı bakımı gerektiği söylenir.

Hiperaktivite bozukluğunun birinci dereceden akrabalar arasında görülmesi kalıtsal geçiş şüphesini ortaya atmış. Hiperaktivitenin gelişme ihtimalleri arasında gebelik ve doğum komplikasyonları, anne - babada alkolizm, depresyon, annenin sigara içmesi gibi durumların da etkili olduğu düşünülüyor.

Çocuk Psikiyatristleri aile ve öğretmenlerin yaramazlık ve hiperaktiviteyi birbirine karıştırdığını belirterek, bu konudaki farka dikkat çekiyor. Bazı aileler aslında yaramaz olan çocuklarının hemen hiperaktif olduğu düşüncesine kapılıyorlar. Aynı şekilde öğretmenler de bu kanıya kapılıyor. Oysa ikisi çok farklı.

Hiperaktivite tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatristi tarafından konulması gerekir. Çünkü tembel, şımarık ve yaramaz çocuklar da bu bozuklukla karıştırılabilir. Bu yüzden tanının iyi konulmuş olması son derece önemli. Eğer çocuk gerçekten hiperaktif ise gençlik yıllarında da yüzde 80 oranında devam eder. Yetişkinlikte ise yüzde 30-60 a kadar devam edebilir. Burada korkulan durum daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkıyor. Çünkü çocuk tedavi edilmezse okulu bitiremiyor, aşırı tezcanlı olduğundan çalışarak bir şeyleri başarmayı beklemiyor, hırsızlık gibi kolay yoldan para kazanma davranışlarına yönelebiliyor. Toplum dışı bazı davranışlar göstererek, etrafına zarar verebiliyor.

Bebeklerde reflünün azalması için biberon yerine kaşıkla beslenmeli

Bebeklerde reflünün azalması için biberon yerine kaşıkla beslenmeli

Bebeklerde sıklıkla rastlanan reflünün azalması için, bebeğin biberon yerine kaşıkla beslenmesi gerekiyor.



Yetişkin hastalığı ve 'mide yanması' olarak bilinen reflü, aslında bebeklerde daha çok görülüyor! Aşırı kusmayla ve öksürükle kendini gösteren reflüde, en önemli nokta 'sabırlı olmayı' bilmek ve basit önlemler almak. Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı Dr. Feyza Çivici Gümüş; bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedenini şöyle açıklıyor:

SIRTÜSTÜ YATIRIN

"Bebeklerde, gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizması henüz yeterince çalışmaz. Ayrıca bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesi de reflüye yol açar." Gümüş'e göre; bebeklerde tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmeli. Bebeğin reflüden az etkilenmesi için duruş pozisyonuna çok dikkat etmek gerekir. En doğru pozisyon; yemek yedikten sonra onları karınları üzerine, baş yukarıda olacak şekilde yatırmaktır. Ancak bebeklerin çoğu bu pozisyonda durmak istemez; bu durumda bebek sırtüstü, baş ve gövde dik olacak şekilde 45 derecelik açıyla yatırılabilir.

ZAMANLA GEÇER

Her şeyden önce; anne sütüyle beslenen bebeklerde reflüye daha az rastlanır. Bebek mümkün olduğunca anne sütüyle, az ve sık beslenmeli. Anne sütü almayan bebeklerde; mamada değişiklik yapılması, reflünün bir süre azalmasını sağlar ama bir süre sonra şikayetler yeniden başlar. Biberonla beslenme de reflüyü artırıcı etki yapabilir; bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutar ve bu da reflüyü tetikler. Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflünün azaldığı görülür.

04 Aralık 2009 Cuma

PC oyunları çocukların ruh sağlığı kötü etkiliyor

PC oyunları çocuğun ruh sağlığı kötü etkiliyor

Oyunda bir yerleri bombalayan veya birini öldüren çocuğun ruh sağlığı tehlikede!



Erzurum Atatürk Üniversitesinde yapılan bir araştırma, evinde bilgisayar olan ilköğretim okulu öğrencilerinin şiddet içerikli bilgisayar oyunlarıyla birilerini öldürmesinden ve bir yerleri bombalayarak kendilerini kahraman olarak görmelerinin ruh sağlığı ve davranış özellikleri açısından tehlikeli olduğunu ortaya koydu.

Bilgisayar kurdu olarak bilinen cinayet kurbanı Ömer Duygun İlköğretim Okulu 7. sınıf öğrencisi Mesut Kang'ın (13) öldürülmesi, bilgisayarda oynanan şiddet içerikli oyunları yeniden gündeme taşıdı.

Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi (KKEF) İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Osman Samancı, Erzurum kent merkezinde bilgisayar dersi olan dört ilköğretim okulundaki evinde bilgisayar bulunan öğrenci ve velileri arasında 'Şiddet içerikli bilgisayar oyunlarının ilköğretim öğrencileri üzerindeki etkileri' konulu araştırma yaptı.
Öğrenci ve velilerin bu konudaki görüşlerini içeren araştırmada öğrencilerin genellikle bilgisayar oyunlarını güzel zaman geçirme, zevk ve eğlence aracı olarak gördükleri saptandı. Yrd. Doç. Dr. Osman Samancı, çocukların şiddet içerikli bilgisayar oyunlarıyla birilerini öldürmesinden ve bir yerleri bombalayarak kendilerini kahraman olarak görmelerinin 'çocuk ruh sağlığı ve davranış özellikleri açısından tehlikeli' olduğunu bildirdi.

Samancı'nın araştırmasına göre evinde bilgisayar olup da okulda başarısız olan öğrencilerin velilerin tamamına yakınının, çocuklarının başarısızlığında bilgisayar oyunlarının önemli bir rolü olduğunu düşündüğü ortaya çıktı.

Aynı araştırmada çocukların bu tür oyunlara kolayca ulaştığı, çocukların ruh sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen şiddet içerikli oyunların bilgisayar satış merkezlerinden ve yakın arkadaş gruplarından kolayca elde edebildiği saptandı. Araştırmada görüşleri alınan veliler, çocukların bilgisayar oyunlarından olumsuz yönde etkilenmelerine neden olarak ise okulda çocukların yönlendirilmemesi, ailenin çocuğu yönlendirmedeki yetersizliği, çevrenin olumsuz etkisi, evde çocuğun bilgisayar oyunları ile meşgul edilmesi, okulda çocukların bilgisayar derslerinde ödev ve projelerle yeterince yönlendirilmemesi, çocukların evdeki bilgisayarda oyun oynamaktan başka alternatiflerinin kalmaması gibi etkenleri gösterdi.

Araştırma sonuçlarını değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Osman Samancı, araştırma bulgularının çocukların bilgisayar oyunlarından olumsuz yönde etkilenmelerinin okul aile ve çevre faktörleri ile de yakından ilişkili olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti. Geleceğin yetişkin bireylerini oluşturacak olan çocukların ruhsal, bedensel ve sosyal yönden dengeli ve uyumlu olmaları büyük önem taşıdığını ifade eden Samancı, "Bu nedenle bilgi teknolojilerinin bir ürünü olan bilgisayar ve bilgisayar oyunlarının çocukları bu açılardan olumsuz yönde etkilememesi için evde anne babalar, okulda eğitimciler ve toplumun diğer kuruluşlarına önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir" diye konuştu.

Araştırma bulgularına göre bilgisayarla ilgili aile içi çatışma yaşanmasına neden olan faktörler şunlardır. Anne babanın çocuğun bilgisayar kullanmasını sınırlandırması, kullanmasını yasaklaması, bilgisayarı algılama farklılıkları, bilgisayar oyunlarına duydukları aşırı ilgi ve bağımlılık, ailede eşlerin farklı görüş ve eğilimde olmaları.

Araştırma ayrıca anne baba ve çocukları arasında yaşanan çatışmaların çocukları evde birtakım olumsuz davranışlara yönlendirdiğini göstermektedir. Anne-babalara göre çocukların evdeki bilgisayarı kullanmalarından dolayı yaşanan görüş ayrılıkları sonucu çocuklarda gözlenen olumsuz davranışlar ise küsme,suçlama, hırçınlaşma, kaba davranma, başka, anne-babalarla karşılaştırma sonuçlarını da ortaya koydu.

Çocuklara evde ve okulda iyi bir beslenme planı

Çocuklara evde ve okulda iyi bir beslenme planı

Büyüme çağındaki çocukların dengeli ve sağlıklı beslenmeleri çok önemli. Çocukların bu dönemde tuzdan ve abur cuburdan uzak durması ve dengeli beslenmesi şart.



Okul çağı çocukları, büyüme ve gelişme dönemindedir. Bu nedenle günlük almaları gereken ortalama kalori miktarı ve alacakları besinlerin dengesi büyük önem taşır. Çocukluk çağındaki beslenme yetersizliği ve dengesizliği ise ileride çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, çocuklara evde ve okulda iyi bir beslenme planı yapılmasının çok önemli olduğunu söylüyor. Talak ayrıca, çocuklarda tuz alımı ve fast food tarzı beslenmenin kısıtlanmasını, abur cubur tüketilmesinin azaltılmasını öneriyor.

SEBZE ŞART
Çocukların, yeterli ve dengeli beslenmesi için bütün yiyecek gruplarından, belirli miktarlarda yemeleri gerektiğini anlatan Talak, günlük beslenme piramidinin şöyle dengelenmesi gerektiğini belirtiyor: Günlük enerji ihtiyacının yüzde 55-60'ı karbonhidratlardan, Yüzde 15-20'si proteinlerden, Yüzde 30'u ise yağlardan (yemeklere ilave edilen yağ; eşit miktarlarda zeytinyağı, soya ve mısırözü gibi bitkisel yağların karışımından elde edilmeli) oluşmalı. Omega 3 ve Omega 6 gibi yağ asitleri, çocuklarda göz ve beyin gelişimini, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesini ve kalp-damar hastalıkları riskinin azalmasını sağlıyor. Bunun için çocukların lahana, brokoli, karnabahar, semizotu ve tüm yeşil yapraklı sebzelerle, balık, ceviz, fındık, badem gibi yiyecekleri diğer besinlerle birlikte düzenli şekilde tüketmeleri gerekiyor.

DENGE ÖNEMLİ
Çocuğun günlük enerji ihtiyacının, düzgün öğünler şeklinde ve her besin grubundan belirli miktarlardan birarada yedirilmek koşuluyla sağlanmasının mümkün olduğuna değinen Şengül Sangu Talak, bu konuda şunları söylüyor: "Tek tip gıda alımı zararlıdır. Günde bir yumurta, bir-iki kibrit kutusu kadar peynir, iki-üç köfte, 500 mililitre süt veya yoğurt, iki porsiyon sebze, iki-üç porsiyon meyve, 10-12 porsiyon ekmek (bir porsiyon ekmek yerine iki yemek kaşığı pilav, makarna, bulgur da yenilebilir. Ya da bir kase çorba, bir dilim börek tüketilebilir) gıdaların alınması sayesinde, bir günlük öğünde tüketilmesi gereken besin grupları dengelenmiş olur."

Kahvaltı neden önemli?

Anneler, okul döneminde çocuklarının beslenmesi konusunda, evde kurdukları düzen ve okul kantinlerindeki sağlıksız gıdalar arasında sıkışıp kalıyor. Şengül Sangu Talak, okul çağı çocuklarının sağlıklı beslenmeleri konusunda şu önerilerde bulunuyor:



Okul kantinlerinde satılan cips, şekerleme, çikolata, bisküvi, poğaça, kek gibi gıdaların esas yemek yerine ve çok miktarlarda yenilmesini engelleyin. Çocuğunuza verdiğiniz cep harçlığını bu yanlış seçimlerden bolca yapmasına engel olacak şekilde ayarlayın. Beslenmesinde; meyve, ayran, süt, kuru üzüm, kuru kayısı, fındık, ceviz gibi vitamin, protein ve kalsiyum içeren yiyecekler bulundurun. Kahvaltı, çocuklar için günün en önemli öğünüdür. Enerji ihtiyacının karşılanmasında, vücut için gerekli besin öğelerinin, vücudun en ihtiyaç duyduğu dönemde dengeli bir şekilde alınmasında, kan şekeri düzeyinin dengelenmesinde, böylece dikkatin derse yoğunlaşmasında, güne daha dinamik başlamada etkili olduğundan çocuklarınıza kahvaltıyı özendirin. Tüm bunlardan dolayı; çocuğun enerji deposunu dolduracak, proteinden zengin gıdaları tercih edin. Sürülebilen çikolata, bal, reçel gibi tatlılar yerine kan yapıcı ve kemik gelişimi için kalsiyum içeren pekmeze kahvaltıda yer verin.

DİĞER KAHVALTI ALTERNATİFLERİ

Birinci seçenek
Mısır veya yulaf gevreği, kuru üzüm veya iki-üç kuru kayısı, altısekiz adet fındık veya iki ceviz.
Bir kivi veya yarım muz, süt veya yoğurt.

İkinci seçenek
Bir-iki dilim ekmek, bir tatlı kaşığı pekmez veya bal, bir yumurta, bir bardak taze meyve suyu.

Üçüncü seçenek
Kaşarlı tost, beş adet zeytin, bir bardak süt, domates.

Dördüncü seçenek
Omlet, bir bardak taze meyve suyu, bir-iki dilim ekmek, bir tatlı kaşığı pekmez veya reçel veya marmelat.

Beşinci seçenek
Bir su bardağı süt, bir muz ve yanında cevizli meyveli kek.

ARA ÖĞÜN ALTERNATİFLERİ
Bir elma+beş bisküvi
Meyve suyu+poğaça
Süt+kek
Kuru kayısı+bir avuç fındık
Bir meyve+ceviz

Oyuncakların çocukların gelişim sürecindeki önemi

Oyuncakların çocukların gelişim sürecindeki önemi

Oyuncaklar çocukların sağlıklı bir gelişim süreci geçirebilmesi için çok önemlidir.



Çıngıraklar: Bebeğinizin belki de ilk ses çıkaran oyuncağı olacaktır. Bebeğin dikkatini çeker. Uzanmasını ve yakalamasını teşvik eder. Göz ve el koordinasyonunu geliştirir. Sebep-sonuç ilişkisini öğrenmeye başlamasını sağlar.

Yumuşak oyuncaklar: Yumuşak bir oyuncak ayı, bebeğin yatağında kendini güvende hissetmesini sağlar. İletişim ve dil becerisinin gelişimi açısından da yararlı olabilir.

Telefon: Altıncı aydan itibaren oyuncak telefon önem kazanır. Önceleri tuşlarına basıp, ahizeyle oynarken, zaman içinde konuşuyor ve dinliyormuş gibi yaparak oynar. Telefonla sanki konuşuyor gibi yapan çocuğun bu etkinliği, iletişim becerisinin gelişmesi açısından önemlidir.

Şekilli kutular: Basit olanları küçük bebekler için uygundur. Ancak daha karmaşık olanları 2 yaş ve üzeri çocuklar için bir tür test aracı olmaktadır. Bunlar; el becerisini geliştirme, obje-boşluk uydurma, ayırt edebilme yeteneklerini destekleme ve bunun yanında yok olan objenin hâlâ var olduğunu anlatabilme açısından yararlıdır.

Çekmeceli oyuncaklar: Oturan bebekler için faydalıdır. Dengeli, yeterli ses çıkaran, değişik şekilde hareket eden bir oyuncak, büyük zevk verir.

Toplar: Emekleyen bir bebek topu kovalamaktan büyük zevk alır. Yeni yürümeye başlayan bir bebek ise onu yuvarlar ve yakalamaya çalışır. Daha büyük çocuk ise ayaklarıyla vurabileceği, atabileceği organize oyunlardan hoşlanır. Top oyunları karşılıklı etkileşim, iletişim, sıra bekleme gibi sosyal becerilerin gelişmesi açısından da faydalıdır.

Müzik oyuncakları: Enstrümanlar dinleme ve taklit etme becerilerini geliştirir. Çocuğu, belleğini kullanmaya zorlar. Bunun yanında işbirliği ve sıra bekleme davranışlarını desteklemesi nedeniyle sosyal faaliyetler için de faydalıdır.

Legolar: Legolar çocuğun hayal dünyası için değişik fırsatlar sunan oyuncaklardır. Parçaları kendi hayal dünyasına uygun şekillerde yerleştirerek değişik oyunlar yaratabilir. Büyüklerin bir şeye benzetemediği bir şekil çocuk için bir ev veya araba olabilir. Lego türü geçmeli oyuncakları birbirine geçirip çıkarmak kaslara egemen olmayı, bu da çocuğun duyu-hareket açısından gelişmesini sağlar. Çeşit çeşit biçimler yaratmak, modelleri yeniden kurmak çocuğun düş gücünü çalıştırır ve algılama duyusunu geliştirmede rol oynar. Bir şeyler kurmaya dayanan bütün oyuncaklar veya oyunlar zekayı çalıştırır.

Elektronik oyuncaklar: Elektronik oyuncak, çocuğun dar bir mekanda sıkışıp kalmasına neden olan bir bireysel oyun. Oysa benzeri oyunlar çocukluğun ilk yıllarında aşılmış ve çocuk artık kollektif oyun oynama dönemine girmiştir. Çocuğu arkadaşlarından uzaklaştırmakla sosyal gelişimini olumsuz açıdan etkileyen elektronik oyuncaklar ondaki yaratıcılık yeteneğinin gelişmesini de engellemektedir.

SUYUN ÖNEMİ

Eğitimsel değeri büyük olan oyun malzemelerinden birinin de su olduğu belirtiliyor. Deneyim ve keşif olanakları sağlayan su sayesinde utangaç çocuk uyarılıyor, saldırgan çocuk sakinleşiyor. Su aynı zamanda çocuğun dikkatini bir konu üzerinde uzun süre toplamasına da yardımcı oluyor. Kum ve su, 2 yaşından itibaren tüm yaşlar için temel oyun malzemesi olarak kabul ediliyor.

PKU hastalığının tedavi şekilleri hakkında bilgiler

Her 4 bin 500 çocuktan birinde görülen PKU hastalığı için bebeklikte alınan kan, belli merkezlere teste gönderiliyor. Test pozitif çıkarsa, o çocuk Hakkari'de bile olsa özel uçaklarla getiriliyor. Tedaviye bir an evvel başlanması gerekiyor.



Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Köksal, PKU'nun tedavi şekilleri hakkında bilgi verdi.

Türkiye'de kaç tane PKU merkezi var?
Ankara'da Hacettepe ve Gazi üniversitelerinde, İstanbul'da Çapa ve Cerrahpaşa'da, İzmir'de 9 Eylül Üniversitesi'nde bulunuyor. Her 4 bin 500 bebekte bir görülen PKU için, bu kadar merkez çok az...

Hastalık Türkiye'de ilk kaç yılında görüldü?
Ben, ilk kez bu hastalığı 1966 yılında öğrendim. Hastalığın tedavisinde görev almam ise 1969 yılına dayanıyor. Yani 40 yıldır bu hastalığı tanıyorum.

DEVLET ÇOK ÖNEMSİYOR!
Aileler bebeğin topuğundan neden kan alındığını biliyorlar mı?
Bebek, doğar doğmaz veya 24 saat içerisinde topuğundan kan alınıyor. Bunu anneler bilmiyor olabilirler ama hastanede adresleri mutlaka alınıyor. PKU testi pozitif çıkan bir bebekle karşılaşırsak, o çocuk Hakkari'de bile olsa özel uçaklarla getiriliyor.

Devlet buna önem veriyor mu?
Hem de çok... Şu anda taramaları Sağlık Bakanlığı yapıyor. Eskiden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi yapardı. Gece vakti, evlerimize 'PKU hastası gelecek' diye haber verilirdi. Biz de hemen o çocuğu alır, mamasını hazırlar, annesini hastalıkla ilgili eğitmeye çalışırdık.

Evde dünyaya gelen ve ailelerin büyünce ellerini bağladıkları bebekler, PKU hastası mı?
Benzer hastalıklar da olabilir. Evde yapılan doğumlarda çocuğun topuğundan kan alınmadığı için PKU hastalığı atlanabiliyor. Bebekleri gerizekalı olan, taramaya inanmayan, taramaya gidildiğinde de bebeğini saklayan ve geç tanıyla bize gelen vakalar da olabiliyor. Ailelerin bakamayacağı tarzda çocuklar yetişebiliyor.

Erken tanı bu hastalıkta çok önemli değil mi? Bu diyete ne kadar sürede başlamak gerekir?
İlk 20 gün içerisinde başlandığında sorun olmuyor.

BALIK YASAK AMA YAĞINDA SORUN YOK!
Ergenlik döneminde ÖSS sınavına hazırlanırken, hasta diyetini bozuyor mu?
Hayır, bilakis diyete daha çok uyuyor. Çünkü diyeti bozduklarında uyumsuzluk gösteriyor, okuduklarını anlayamıyorlar. Bellekleri zayıflıyor, unutma başlıyor. Onun için bu dönemde çocuklara folik asit, B6 ve B12 vitaminlerini daha yoğun olarak veriyoruz. Bu vitaminler, merkezi sinir sistemini güçlendiriyor. Bir de bu çocuklar hiç balık yiyemiyor. Bu yüzden de bellekleri yeterince güçlenemeyebiliyor. Biz de, bunu önlediği gibi bağışıklığı da güçlendirdiği için balık yağını öneriyoruz.

Balık yiyemiyor ama balık yağı alabiliyorlar?
Balık yağı, bu çocukların belleklerini çok güçlendiriyor. Burada et yok. Balığın karaciğerinden elde edilen yağ var. Bu yağ çocuklar için serbest.

BİR DEFA BİLE YESE BAĞIMLI OLUR!
Bu çocuklar, sosyal hayattta uyum sorunu yaşıyorlar mı?
Evet. Bu uyum sorunu özellikle dışlanmayla sonuçlanıyor. PKU'lu çocuklar arkadaşları tarafından dışlanıyor. Akranları hamburger döner yerken, bu çocukların yememesi depresyon ve uyum sorununa neden oluyor. Ama biz, onlara kendi ürünleriyle bu tip besinleri yedirmeye çalışıyoruz. Annelere, pizza ve 'pişi' denilen tatlıyı yapmayı öğretiyoruz.

ÇİKOLATALAR ALDATICI
PKU hastası çocuklar etin, çikolatanın tadını bilmiyorlar mı?
Özel çikolataları var. Ama bu hastalar, kendi ürünleri hariç normal ürünleri bir defa bile yiyemiyor. Çünkü eğer yerlerse, hep canları çekiyor. Bir kere tatsalar bile yedikleri bağımlılık yapıyor. Zaten okul döneminde, diyetlerinde bozulma oluyor. Simit ve poğaça istiyorlar. Simidi annelere, onların unlarından yapmayı öğretiyoruz. Onların yedikleri çikolata bile aldatıcı...

Ailelere diğer çocuklarının da PKU ile doğabileceğini anlatıyor musunuz?
Evet hepsini anlatıyoruz. Ona rağmen yapıyorlar. O gruplarda da premenal tanı dediğimiz ön tanı yapılıyor. Bebek canlanmadan ilk iki aylık süreçte anne karnında analiz yapılıyor, eğer hasta ise gebelik düşükle sonlandırılıyor.

İLK 10 YAŞA KADAR DİKKAT!
Peki kaç yaşına kadar bu tedaviyi düzenli bir şekilde sürdürmek gerekiyor?
Ömür boyu... İlk 10 yaşa kadar çok sıkı diyetle ve tıbbi beslenme tedavisiyle büyüyen çocuklar, hayatlarının sonraki döneminde çok az sıkıntı çekiyor. Ama 10 yaşından sonra da bu sıkı beslenme tedavisi uygulanmazsa, davranış bozuklukları gelişebiliyor.

Nasıl davranış bozuklukları bunlar?
Saldırgan ve agresif olabiliyorlar. Okuduklarını anlamıyorlar, hiçbir konuya yoğunlaşamıyorlar.

Saldırganlık kendine karşı mı başkalarına karşı mı?
Hem kendilerine hem de başkalarına karşı...

HER GEBEYE TEST YAPILAMAZ
Tanı testi ilk bebekte yapılamaz mı?
Bu hastalık kimde var, kimde yok bilmediğimiz için testi ilk bebekte yapamıyoruz. Maalesef bu yüzden de ilk bebekler, hastalıklı doğabiliyor. İlk çocuğu sağlıklı olunca, anne bir daha gebe kalmak istiyor ama ikinci bebekte de çıkabiliyor. Yani aileler taşıyıcı oldukları için yüzde 25 oranında her bebeğin hastalıklı olma riski var.

ERKEK ÇOCUK İSTİYORLAR!
Her gebeye bu ön tanı testi yapılamaz mı?
Olmaz. Çünkü hem çok pahalı hem de uygulanması zor bir test... Hacettepe ve İstanbul Üniversitesi'nde uygulanıyor. Ama bizde premental tanı var.

Peki bir çocuk hastaysa, siz ailenin ikinci çocuğu yapmamasından mı yanasınız?
Biz, sağlık personeli olarak böyle bir yasak koyamayız. Biz sadece şunu söylüyoruz: "Sizin bu çocuğunuz PKU, bir başka çocuğunuz daha PKU olabilir, dörtte bir şansınız var". Ama bu dörtte bir şansını yanlış anlıyorlar! Dört çocuğun dördü de sağlıksız doğabiliyor. Özellikle Doğu Anadolu'dan gelen ailelerde 'İlle bir erkek çocuğum olsun' diyerek ikinci ve üçüncü çocuklar mutlaka dünyaya getiriliyor.

PKU HASTASI ERKEKLERE ASKERLİK BENDEN SONRA BİTTİ!
Adım Gökalp Furuncu. 36 yaşındayım ve İstanbul'da yaşıyorum. Ailem Almanya'da çalışırken dünyaya gelmişim. Bana bir haftalıkken PKU teşhisi konmuş. Senelerce, Almanya'da 0-12 yaş arasında PKU hastası çocukların kaldığı özel bir hastanede yaşadım. Özel diyetlerle beslendim. Her ay düzenli olarak kontrollerimiz yapılıyordu. İlkokula hastanenin dışında bir özel okulda gittim. Orada herkes PKU olduğu için hiç sorun yaşamadım. 12 yaşında İstanbul'a gelince anladım ki, bende bir tuhaflık vardı. Askerlik için yoklamaya gittim. 'Askerliğe elverişlidir' raporu verdiler. "Almanya'ya kan göndermem ve bana diyet listesi yapılması lazım" dedim. Beni Ankara'ya gönderdiler. Hastalığım ortaya çıkınca kurula girdim. Üç ay hava değişimi raporu verdiler. Ben yine askeri hastanede profesörler kuruluna girdim. Kanun çıktı. Çok uğraştım ama şu an askerlikten muafız.
 
Gizlilik bildirimi, Şarkı Dinle, Sağlık Bilgileri müzik dinle